Kitaplar Kitaplardan Sözler Okunmalı

Sigmund Freud – Uygarlığa Dair Hoşnutsuzluğumuz

Uygarlığa dair hoşnutsuzluğumuz ince bir kitap olmasına rağmen bir çırpıda okunabilecek bir kitap değil. Sanki Freud ile bir kahve eşliğinde sohbet ettiğinizi, onun size insanlığın tarihinden, insanın hayatından ve içinde bulunduğu uygarlıktan beklediklerinin, aşkın ve cinselliğin insanı nasıl şekillendirdiğini anlattığını düşünün. Bunu yaparken kendi aklına gelen düşüncelere eleştiriler getirdiğini, zaten yeterince karmaşık olan bu yapıyı kendi karmaşıklığı içerisinde farklı şekillerde ele aldığını düşünerek okuyun.

Neden her zaman daha uygar bir dünyanın özlemini çekerken, uygarlığın getirdiklerinden bu kadar memnunken aynı zamanda neden uygarlığın içerisinde mutsuzuz? İnsan dediğimiz canlı yani bizler zaten bu kadar karmaşıkken bir de aklımıza gelen bu düşüncelere cevap aramak bazen kaşınmaktan başka bir şey değilmiş gibi geliyor. Hani hep okulda bize “insanlarla hayvanları birbirinden ayıran en önemli özellik, düşünebilen bir varlık olmasıdır” diye öğretirler ya (ben buna inanmam) işte tam da bundan sebep fazla düşünmekten bu hale geldiğimizi düşünüyorum.

Freud tabii ki çok daha derin ve dallı budaklı düşünerek hareket ediyor fakat kitapta da bahsettiği gibi çözümün gayet basit olduğunu düşünüyorum. Nasıl olacağı da doğamızdan kopmamaktan geliyor. Artık maalesef çok daha modern bir dünyada yaşamamızdan sebep birçok avantaj ve dezavantaja sahibiz ve doğamızdan hiç olmadığımız kadar uzaktayız. Eğer hayat, sadece beslenmek, üremek ve yaşamını temel düzeyde devam ettirebilmekten ibaret  olmaya devam etseydi şu an çok daha fazla mutluyduk. Fakat öyle değil modern bir dünyadayız, her şey elimizin altında aynı zamanda her şeyimiz meydanda. Peki bu kadar teknoloji, bitmek bilmeyen yenilik, siyasi ve toplumsal olaylar olurken nasıl psikolojimizi düzgün tutabiliriz? Kimileri buna vurdumduymazlık diyebilir ben ise kendini izole etmek diyorum. Yeri gelince bu, ailede hoşuna gitmeyen bir olay, toplumda sıkça konuşulan siyasi bir kriz, bir doğal afet ya da yalnızca sıkıcı bir arkadaş ya da iş ortamı olabilir. Hiçbir şeyi tamamen dinleyip takip etmeyeceksiniz. İçselleştirmeyecek ve üzerine çok düşünmeyeceksiniz. Var olan sorumluluklarınızı bilip gereken düzeyde yapacak ama sorumluluklarınızdan dolayı kendi isteklerinizden vazgeçmeyeceksiniz. En önemli şey sizsiniz. Önce siz, sonra çevreniz. Siz iyi olursanız, mental ve fiziksel sağlığınız iyi olursa çevrenize ve sevdiklerinize daha çok katkınız olacaktır. Canınız ne istiyorsa onu yapacaksınız, ama her canınızın istediği şey bir başka canlının özgürlüğünden çalacaksa ona devam etmeyeceksiniz. Bence en asil davranış budur.

Ayrıca son yıllarda daha çok geliştirdiğim bir özelliğimde hiçbir sıkıcı ya da negatif konuşmayı, haberi uzun süre dinlememek oldu. Şu an belki de çok insanın sahip olduğu huzuru bulmama katkı sağlayan şey bu. O yüzden diyorum ya aslında çok basit her şey sadece kendi  gücünüze inanın ve  kendinizi izole ederek yaşayın. Hiçbir şeyin fazlasına ihtiyacımız yok, ne arkadaşın ne akrabanın ne kıyafetin ne de okuyamayacağımız kadar sayıda kitapların. Minimumda yaşayın, kendi gıdanızı gidin topraktan çıkarın demiyorum isterseniz onu da yapabilirsiniz. Önemli olan şey, modern yaşam içerisinde ilkel kalmaya devam edebilmek. Kısacası yaşayıp gitmek bu dünyadan. Çok anlam yüklemeden, fazla bir şey beklemeden. Gerekirse sokağa da dökülür hakkımız olanı almak için sonuna kadar mücadele ederiz ama çevremizde olan biten her olumsuz şeyi takip edip üzülemezsiniz. Bu kendimize yapacağımız en büyük kötülük olur. Televizyondaki olumsuz haberler bu dünya yok olmadığı sürece bitmeyecek, onlar bunun için varlar. Hiç dikkat ettiniz mi neden haberlerde 10 haberden yalnızca 1-2 tanesi olumlu? Zaten farkındasınızdır ama ben yine de yazayım. Nedeni olumsuzlukla beslenen bir varlık olmamız. En azından artık böyle. Nerede dram, nerede olumsuz bir haber ya da bir dedikodu hemen kulak kesilen bir canlıyız. Bununla besleniyor, en çok dram dizilerini seviyor, insanların hayatlarındaki başarısızlıklarla dalga geçiyor, kendimizi rahatlatmaya çalışıyoruz ama aslında o negatif karanlığın içerisine beynimizi hapsediyoruz. Bir sakız gibi yapışmış ama farkında bile değiliz. İşte bu yüzden izole olmamız gerekiyor.

Ben çok yazdım ve konuştum. Sözü biraz da kitaptan alıntıları ile Freud’a bırakıyorum. Burada olsa çoktan sıkılır, gider purosunu içerdi 🙂

“Fakat yine de haz ilkesi bütün dünya, insanoğlu ve evren ile kavga halindedir. Haz ilkesi kesinlikle tam olarak gerçekleştirilemez, evrenin bütün güçleri bu ilkeye öylesine karşıdır ki, insanın “mutlu” olması “Yaratılışın” planları arasında yoktur. İnsanın en yalın anlamıyla mutluluk dediği, daha ziyade yoğun olarak bastırılmış olan ihtiyaçların anlık tatminidir ve doğası gereği sadece dönemsel bir fenomen olarak kalır. Haz ilkesi kapsamında arzulanan her durumun devamı sadece ılımlı bir zevk verir. Çünkü zıtların keyfini yoğun bir şekilde çıkarabilecek şekilde düzenlenmişizdir; durumun keyfini nispeten daha az çıkarabiliriz. Böylelikle mutluluk şansımız zaten yapımız gereği kısıtlanmıştır. Mutsuz hissetmek çok daha kolaydır.”

“Bu varsayım ruhsal bir dünyada bir kere inşa edilmiş olan hiçbir şeyin yok olmayacağı, bir yerlerde korunacağı ve bazı özel şartlar altında, örneğin derin bir regresyon sayesinde, tekrar bilinç yüzeyine çıkabileceğidir.”

“Acıdan korumanın bir diğer yolu bilerek yalnızlaşmak ve diğerlerinden uzak durmaktır. Çünkü acı, insan ilişkileri içinden yükselebilir. Bu yolla ulaşılabilecek mutluluğun sükunetin mutluluğu olduğu anlaşılır. Kişi sorunlarını yalnız başına çözmeye uğraşıyorsa, korkutucu dış dünyaya karşı kendini savunmak için o dünyaya daha da sırt çevirir”

“Bir aşk ilişkisi zirveye ulaştığında çevreye verilecek fazladan ilgi kalmaz; çiftler birbirlerine yeter, mutlu olmak için ortak çocuklarına bile ihtiyaç duymazlar. Başka hiçbir durumda eros bu kadar açık bir şekilde varlığının esasını açık etmez: niyeti çoktan bir yapmaktadır. Ama gerçek, bize uygarlığın şu ana kadar razı olduğu bağlarla yetinmediğini, toplumun üyelerinin birbirleriyle libidinal olarak bağlanmasını istediğini, bunun için her türlü aracı istihdam ettiğini, toplumsal bağların arkadaşlık ilişkileriyle güçlenmesi için büyük oranda hedefinden alıkonulmuş libido kullanıldığını göstermektedir.”

“Tıpkı tedbirli bir işadamının bütün sermayesini tek bir yere yatırmaktan kaçınacağı gibi, yaşamın bilgeliği de belki de bizlere bütün tatminimizi bir tek eğilimden beklememeyi öğütleyecektir. Başarı hiç bir zaman mutlak değildir. Birçok faktörün buluşmasına bağlıdır.”

You Might Also Like

1 Yorum

  • Reply
    Kkkarga
    27 Haziran 2017 at 6:58 PM

    Yalın bir anlatım ile olması gerektiği gibi bir yazı olmuş. Okurken keyif aldım. Fotoğraflarda en az yazı kadar başarılı.

    Okunduğunuzun bilincinden olarak, lütfen bu blogdan vaz geçmeyin. Mutlu günler.

  • Bir yorum yazın: