Kitaplar Okunmalı

Şeker Portakalı – José Mauro de Vasconcelos

Bir kitabın adını duyunca içinizde hem sevinç hem de hüzün dalgası oluşabilir mi? Hem de birden fazla kez okuduğunuz halde? ya da bir kitabın adı kendine ne kadar yakışabilir?

Bu soruların cevapları beni her zaman Şeker Portakalı kitabına doğru götürmüştür. Okuduğum ilk zamandan bu zamana kadar uzun seneler geçti. Ben değiştim, Zeze değişti ama kitabın serisi ile beraber yaşadığım o güzel ve acı anların bendeki hissiyatı hiç değişmedi.  Benim için Zeze, kucaklayıp korumak ve hep mutlu görmek isteyecekleri, parlak bir zekaya sahip bir kardeş demek, bazen de ben demek, biz demek. Belki Zeze için dedikleri gibi bize “şeytanın vaftiz çocuğu” demiyorlardı ama ne zaman yaramazlık yapmak istesek bizim de içimizde bir “kötülük prensi” uyanıp duruyordu değil mi? 🙂 Yaşadıklarımız birebir aynı olmasa da hepimiz kendimizi ona  yakın hissettik. Bazen acısı bizi yaktı mahvetti bazen de yüzümüze gülücükler saçtı. Kalbimizi ısıttı, kalbimizi sızlattı. Kısacası Şeker Portakalı duygularımızın iç içe geçmek zorunda olduğu bir kitaptı. Belki de bu yüzden dönüp dolaşıp yine aynı kitabı okuma isteği uyanıyor içimde.

Şeker Portakalı’nı okuyanların en çok yaşadığı durumlardan biri de sanırım kitabı henüz okumamış ya da hiç duymamış insanlarla karşılaşınca, içinde tavsiye etme ve kitabı anlatma isteğiyle yanıp tutuşmaktır.  Çoğu zaman insan, Zeze’den, kitapta geçen o komik anlardan bahsetmek istiyor ama kitabın güzelliğini de asla bozmak istemiyor. Bu kitabı herkes okusun istiyor. Kitabın, yazarın çocukluğundan izler taşıması, kitabı inanılmaz içten ve bir çocuk bakış açısıyla yazabilmesi bir anlamda herkesi ağına düşürüyor ve ortak bir noktada birleştiriyor: çocukluğumuza duyduğumuz özleme.

Bu kısım da kitabı henüz okumamışlar için:

Bilmeyenler için ise kitabın konusundan biraz bahsetmek istiyorum. Geçim derdi içinde bir ailenin en yaramaz ve hayal gücü en yüksek  çocuğu olan Zeze, her anlamda zor bir çocukluk geçirmektedir. Dayak onun için günlük bir rutindir çünkü çok yaramazdır. Tüm bu yaramazlıklarına rağmen aynı zamanda da oldukça olgun bir çocuktur. En yakın arkadaşları ya hayal gücünde yarattığı karakterler ya da büyük insanlardır. Zekası ve bakış açısı ile büyükleri büyüler ve onu çok severler. Hayatına giren insanlardan çok şey öğrenir, en çok da gerçek anlamda sevilmeyi öğrenir. Evinde bulamadığı neredeyse her şeyi sokaklarda bulur. Tabii maalesef hayatta her şeyin daima güzel gidemeyeceği gibi kötü şeylerle de karşılaşır. Ve bazen karşılaştıkları küçük bir çocuğa çok ağır gelecek şekilde olur.

İşte Şeker Portakalı’nda sokaklarda hayal gücü ile dolaşan, sevgiye muhtaç bir küçüğün gözlerinden bakarsınız. Henüz okumadıysanız ve hem keyifli hem de hüzünlü bir kitap ile çocukluğunuza geri dönmek isterseniz, kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitaptır. Benim gibi daha çok polisiye, bilim kurgu romanları okumayı seven bir insanın bile en sevdiği kitaplardan biri olabiliyorsa, bu çok farklı insanları ortak bir noktada birleştirebilen bir kitap olduğundandır.

Bu arada Zeze ile beraber yukarıda da bahsettiğim “şeytanın vaftiz çocuğu” ve “kötülük prensi” kavramlarını hayatımda sıklıkla kullanır hale geldim. Aklıma fesat bir şeyler gelince, birilerine sataşmak çok zevkli ise sıklıkla kullanıyorum. 🙂 İnsanlar bu ne dediklerinde de Şeker Portakalı okuman lazım diyorum. 🙂 Son olarak kitabı okuyanların kitapta en çok neden etkilendiklerini merak ediyorum ve yorumlarınızı bekliyorum.

Kitaplarla kalın! 😊✌

ve son olarak kitaptan bazı alıntılar

Dostluğumuzu ölünceye kadar mühürlemek için elimi avuçlarına aldı.

Gün ışığının yüreğimi mutlulukla doldurduğunu hissediyorum. Öldürmek, Buck Jones’un tabancasını alıp güm diye patlamak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… Ve bir gün büsbütün ölecek.

Onu düşünmekten kendimi alamıyorum, şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

 

 

 

You Might Also Like

Daha önce yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Bir yorum yazın: