Kitaplar Kitaplardan Sözler Okunmalı

Hermann Hesse – Siddhartha

Kendinize doğru bir bilet ister misiniz?

Üzerine düşünmediğimiz, belki de düşünmekten kaçtığımız ve pek de tanımadığımız kendimize doğru bir yolculuğa çıkmak istesek bu yolculuk ne kadar sürerdi? Bir hafta, bir yıl ya da bir ömür yeter miydi? Var oluşumuzu, bu hayattaki yerimizi ve bizim için gerçekten önemli olan şeyleri ilk ne zaman fark etmiştik? Ya da anlamamız için ne kadar zamana ihtiyacımız var?

Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hesse’nin başyapıtı olarak bilinir. 1. Dünya Savaşını izleyen yıllarda insanları, yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran Siddhartha’nın bir kılavuz görevi gördüğü söyleniyor. Hesse, yukarıda sorduğum soruları bize soran bir eser bırakmış ardında. Zaten yazar kitabı nasıl bir dinginlikle yazmışsa bunu okurken hissediyor ve elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Siddhartha’nın önce Brahman sonra Samana sonra da Buda’yı arama ve kendini anlama ve tamamlama yolculuğu aslında herkesin kendi arayışından izler taşıyor. Kitabı okurken bana ne kadar sürükleyici olsa da bir çırpıda bitirmek istemedim, tadını çıkarmak ve üzerine düşünmek istedim ve bu şekilde ilerlemek bana daha büyük keyif verdi.

Kitap, Siddhartha ve arkadaşı Govinda’nın dostluğu ile başlıyor. Govinda bir gün arkadaşının sıradan bir Brahman olmayacağını, bir gün Buda olacağından emin. Bu yüzden onun izinden gideceğini düşünüyor fakat Siddhartha için durum aslında hiç de öyle değil. O daha küçükken elinde olmadan her şeyi sorguluyor. Var oluşunu, yerini, ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyor. Çevresinde onu seven anne, babasının, arkadaşlarının sevgileri onu doyurmuyor, içinde hep eksik bir şeyler hissediyor ve bu manevi susuzluğu bastırmanın yolunun ancak bir yolculuğa çıkmak olduğunu düşünüyor. Bunun için de gezgin çilecilerin, samanaların arasına katılmaya karar veriyor. Durumu babasına açtığında karşılaştığı tepki tahmin ettiği gibi olsa da yılmıyor ve sonunda tuttuğunu koparıyor. Arkadaşı Govinda ile uzun sürecek bir yolculuğa çıkıyorlar. Govinda ne kadar tereddütte olsa da bir dost olarak Siddhartha’yı yalnız bırakmıyor ve hep ona eşlik ediyor. İkili bir gün bir Buda söylentilerine rastlıyorlar. Dostu Govinda hayatında bir kez olsun bir buda görmek, öğretisini dinleme şerefine erişmek istiyor. Siddhartha istemese de sonradan arkadaşını kırmıyor ve samanaları bırakıp yola çıkıyorlar. İşte bu noktadan sonra iki dostun yolları ayrılıyor. Biri istediğini bulmuş ve budayı takip etmeye kararlıyken, diğeri ise buda ile konuştuktan sonra tanıdığında içindeki boşluğu doldurmanın zorunlu olduğunu fark ediyor. Budanın bir yandan onu yağmaladığını ve dostu Govinda’yı elinden aldığını düşünürken bir yandan da ona bir bağışta bulunduğunu ona Siddhartha’nın kendisini bağışladığını anlıyor. Siddhartha’nın asıl yolculuğu da bu konuşmadan sonra başlıyor.

İşte bu dünyada yaşayan milyarlarca insan, her gün Siddhartha’dan pek de farklı olmadan içinde bir şeyler sezinliyor fakat sonra günlük yaşamın koşuşturmacasına dalıyor. Ve bazıları da aynı onun gibi kendine doğru bir yolculuğa çıkıyor. Yolun sonunda ne bulacağının bir önemi olmasa da bu yolculuğu yapmanın zorunluluğunu hissediyorlar. Böyle hissedebilmeniz için önce kendinizi düşünmeniz, kendinizi tanımak istemeniz gerekiyor ama biz bunu bile yapamıyoruz değil mi?

You Might Also Like

Daha önce yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Bir yorum yazın: