Kitaplar Okunmalı Yaşanmalı

Bir Söz Üzerine Düşünceler -1

Hepimiz bir kitap okurken, internette dolaşırken ya da bir filmi izlerken bizi etkileyen sözlerle karşılaşırız. Sözlerin çok değişik bilgiler içermesine gerek yoktur sadece onlar yalın bir şekilde karşımıza çıkarlar. Yazanlar o kadar yalın yazmışlardır ki o yalın anlatım sayesinde bildiğimiz ya da bilmediğimiz bir şey hakkında daha fazla düşünür oluruz. İşte bu yüzden her insan yazdığıyla, yaptıklarıyla ya da inşa ettikleriyle bir başkasına bir şeyler katabiliyor. Bence en güzel kısmı da bu. Bu yüzden bugün hala bizden çok daha önce yaşamış eski insanların sözlerini paylaşıyoruz. Çünkü bizlerden farklı değiller ama bizlerden bazı şeyleri daha güzel ifade edebilmişler ve sözleri bir sanat eseri gibi bugünlere kadar gelebilmiş.

Kahvekedikitap Facebook ve Instagram sayfalarını takip edenler benim beğendiğim alıntılara da yer verdiğimi bilirler. Artık bundan sonra fırsat buldukça bu alıntılardan bazıları hakkında düşüncelerimi yazıya dökeceğim ve böylelikle yeni bir yazı dizisi daha oluşmuş olacak. Yazı dizimizin ilk sözü Fahrian Berotti’ye ait. Açıkcası Fahrian Berotti kimdir, nasıl biridir hiç bilmiyorum. Onun sözüne edebiyat sayfalarından birinde denk geldim. Daha önce karşılaşmadığım bir isimdi araştırdım fakat kim olduğuna dair pek de bilgi edinemedim. Neyse bizim için en önemli olan söylenen söz, kendisine de teşekkür ediyoruz. 🙂 Sizin de benim gibi üzerine biraz düşünmenizi istediğim cümle işte aşağıda yer alıyor:

Ne düşünüyorsunuz çok sade ama ne anlatmak istediğini çok iyi ifade eden bir cümle değil mi? Bize küçükken bir şeyler öğreten büyüklerimizden gördüklerimiz ve onun üzerine kendimize kattıklarımızla yol alıyoruz bu hayatta. Yol alırken ağzımızdan çıkan sözler, düşündüklerimiz, giymek için seçtiklerimiz, yemek için seçtiklerimiz hep bize aitmiş gibi geliyor ve öyle geldiği için de aslında pek de bize ait olmayabilecekleri aklımıza gelmiyor. Olur da bu birilerimizin dikkatini çekerse bu düşünceden hoşlanmayıp hemen başka bir düşünceye geçeriz. Çünkü insanın en son istediği şeylerden biridir kontrolün aslında kendinde olmadığını bilmek. Yukarıdaki sözde “her gün aynı elbiseyle dışarı çıkmaktan utanmak” edimi cidden ince bir detay. Şimdi sizlere kalkıp “işte günümüzde kapitalizmin oluşturduğu algılardan biri daha” demeyeceğim zaten biliyorsunuz. 🙂 Öncelikle her gün aynı kıyafeti giymek istememizin nedeni kesinlikle sadece hijyen değil bunu hepimiz kabul edelim. Öyle yapıyoruz çünkü “üstüne giyecek başka bir şeyi yok mu” diye düşünülsün istemeyiz. Kimileri de moda olan kıyafetleri hemen alıp ne kadar sıkı bir takipçi olduklarını gösterme derdinde. Hiç yakışmadığı halde alınan kıyafetleri giyip sonra da kendi kombinasyonu gibi ortalıkta bir havalar ile dolaşanlar da dışardan ne kadar basit gözüktüklerinin farkında değiller. Hiç düşündünüz mü neden eşofman altı giyen ile takım elbise giyen bir adamın yüz ifadeleri farklıdır? Eşofman altı giyen o rahatlığın verdiği durum ile daha doğal iken bir bakıyorsunuz aynı insan takım elbise giyince hemen güneş gözlüklerini de takmış sanki bir James Bond’muşçasına etrafa bakış atıyor. Tüm gözlerin kendi üzerinde olduğunu düşünüyor. Çünkü giydikleri ile kendilerine olan algıları değişiyor. Tabii bu verdiğim örnek hem kadın hem erkekler için geçerli olmakla beraber herkes için de geçerli değil. Kendini bilen, tanıyan, etrafını pek de umursamayan, doğal olan bireyler için geçerli değil. Bir insan takım elbise giyip yine doğal davranabilir bu tamamen kişilerin karakterleri ile alakalı. Fakat maalesef bugün günümüzde her gün ayrı bir kıyafet giymeliyiz, farklı renk ojeler, rujlar sürmeliyiz, bazı kelimeleri konuşurken cümlelerimizde kullanmalıyız ki diğer insanlardan farklı olduğumuzu hissettirelim algısı var. Ama bir bakıyorsunuz böyle insanlar hiç de farklı değiller ve tam tersi belli bir  kalıbın kurbanı olmuşlar.

Her gün aynı elbiseyle dışarı çıkmaktan utanan ve hep farklı olmaya/gözükmeye çalışan insanların cidden her gün aynı düşüncelerle hayatlarına devam etmeleri ne acı bir şey değil mi? Canınızı sıkan konuları aklınıza bir getirin. Ülke meseleleri, dini meseleler, birileri hakkındaki olumsuz düşünceleriniz, çok iyi bildiğinizi sandığınız konular hepsini düşünün. Bu konular hakkında ne kadar kendimizi geliştiriyoruz. Her şey gelişirken, değişirken biz ne kadar güncel kalıyoruz? Dış görünüşümüzün değişmesi kadar hızlı mı değişiyor düşüncelerimiz? “İşte bunlar zaten hep …yaparlar” “X ülkesi insanlarının hepsi böyle”  vb. söylemlerimiz hep bir kalıba dayanıyor ve bunlar genelde hiçbir zaman güncellenmeyen sığ inanışlar olarak beynimizde yerlerini koruyorlar. İşte bu basmakalıp düşünceler, genellemeler bizi hep yerimizde saydırıyor. Bir bakmışız dışı her gün değişen içi hep aynı kalan insanlar olmuşuz.

O yüzden bence bizler nasıl sıcak bir ortamda güzel bir şeyler içmekten keyif alıyorsak ve haftanın belirli günlerinde bunu yapmaya zaman ayırabiliyorsak, aynı bu şekilde evde koltuğumuza uzanıp 15 dakika bildiğimizi düşündüğümüz, ön yargılarımız hakkında düşünebiliriz. Haftanın bir günü bile olsa koltuğa uzanıp kendinize bir konu hakkında farklı açılardan bakma fırsatı verseniz, belki çok daha huzurlu bir insan olabilirsiniz. Eski çağlarda düşünürlerin yaptığı gibi gökyüzüne bakıp düşünmek, çiçeğe bakıp düşünmek artık bizim yapmaya fırsat bulamadığımız bir şey haline geldi ne komik değil mi? Böyle kolay ve basit bir şeyi yapamıyorsunuz ama tabletinizde çizim yapabiliyorsunuz 🙂

Sözün özü, giydiklerimiz gibi düşüncelerimiz, inançlarımız da değişebilir, sabit kalmak zorunda değil. Kıyafetlerimizi, mobilyalarımız yenilediğimiz gibi yenilemeliyiz kendimizi.

 

You Might Also Like

1 Yorum

  • Reply
    Un Known
    15 Eylül 2018 at 8:37 AM

    Merhaba, yazınızı çok beğendim. Tebrik ederim. Bu arada tablonun ressamını söyler misiniz lütfen? Gerçekten güzel bir tablo.

  • Bir yorum yazın: