İzlenmeli

Çocukluğumuza Doğru: Stranger ThIngs

Kim ne derse desin bir solukta izledim, bitirdim ve baştan söylüyorum SPOILER içerir! The Stranger Things,  80’lerin başında geçen Dungeons and Dragons’tan, Star Wars’a kadar geniş bir hayran kitlesine selam gönderen, parçalarıyla, çocuk cast’ıyla keyifle izlenilesi tabiri caizse hüpletilesi bir dizi. İlk izlediğim birkaç bölümde benim içimde de sağdan soldan çalmışlar hissi uyandırsa da bir yandan da “tabii ki alacaklar 80’lerden bahsediyoruz ne yapacaklardı?” diye kendimi susturup keyifle izlemeye devam ettiğim dizidir. Dizinin hikayesi 80’lerin başında tabii ki Amerika’da küçük bir kasabada (Hawkings, Indiana) geçiyor. Bu küçük ve bir o kadar problemsiz kasaba, öyle huzur doludur ki neredeyse kasabada yaşanan son vukuat, seneler önce bir adamın kafasına saldıran baykuştur. 🙂

Dizinin başlangıcında 3 küçük çocuğun Dungeons and Dragons oynayışını keyifle izliyorsunuz sonrasında veletler dağılıyor ve Will Byers dediğimiz çocuk bisikletle evinin yoluna doğru giderken yolda uzun boylu yaratığımsı bir şey görüyor ve o yaratık gibi şey de onu görüyor. Olaylar da bundan sonra başlıyor, öğreniyorsunuz ki aslında hiçbir kötü şeyin olmadığı bu kasabadaki sessizlik zaten pek de hayra alamet değilmiş. Zaten Will Byers’ın kaybolması ve annesi olan Winona Ryder’ın ortalığı tozu dumana katmasıyla herkesi bir korku kaplıyor ve Will’i arıyorlar. Bu olaylar devam ederken aynı zamanda kasabada gizli bir bilim laboratuvarında olan olayları görüyoruz. Burada CIA’nın geçmişte yürüttüğü söylenilen mk ultra zihin kontrol birimi tarzında olaylar dönüyor. Küçük bir kızın zihni ile nesneleri hareket ettirebildiğine ve daha fazlasına şahit oluyoruz. Bu küçük kız kaçıyor, ajanlar da onu arıyor ve tabii ki bizim veletlerle bir şekilde yolları karşılaşıyor. Çocuklar başta garipsese ve içlerine almak istemeseler de sonrasında onu seviyor ve özelliklerini de gördükçe ona hayranlık duyuyorlar. Zaten dizinin başında da DD oynarken içlerinden biri şeytan Demogorgon’u ortaya atmış diğerleri de ona karşı durmaya çalışıyorlardı. Dizinin ilerleyen bölümlerinde anlıyorsunuz ki çocukların Dungeons and Dragons’daki kötü karakteri Demogorgon dizideki yaratık, koruyucu ise o kız. Yani kız bir nevi süper kahraman onların gözünde. Oynadıkları oyuna benzer bir durum ile karşı karşıya olduğuklarından yaşadıkları heyecan da aynı ölçüde büyük oluyor. O yüzden olaylara da hep oyunlardan, filmlerden  edindikleri deneyimlerle yaklaşıyorlar. O sahneleri izlemek de benim için ayrı bir keyifliydi.

İzlerken kendi çocukluğumu düşündüm. Terminator izleyip kendimi onun yerine koyar pompalı ile nasıl savaştığımı hayal eder, ET ya da ALF ile karşılaşsam onları nasıl saklayıp, yardımcı olabileceğimi düşünürdüm. Bizim zamanımızda yani en azından benim çocukluğumda Dungeons and Dragons oynayan arkadaşlarım yoktu. Olmasını çok isterdim. Diziyi izlerken sık sık düşündüğüm de bu oldu. Mike adlı çocuğun bodrum katındaki mekanının ne kadar güzel olduğunu keşke bizim de zamanımızda böyle oyun odamız olsaydı diye düşündüm.😒

Diziyi çok da bozmadan yazımı sonlandırıyorum. Sadece tek söyleyeceğim gerçekte böyle çocukluk arkadaşlarının olması onlarla böyle iyi ya da kötü fark etmeyen birçok maceraya koşmak ve o günleri hatırlamak çok güzel bir şey.

Dizinin yakında 8 bit oyunu da çıkacağı söylentileri var. Aşağıda da dizinin birinci sezonunu anlatan versiyonu var. İzlemediyseniz bakmayınız 🙂

You Might Also Like

Daha önce yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Bir yorum yazın: