Belgesel İzlenmeli

Belgesel Tavsiye: IndIe Game -The MovIe

Eğer çocukluğunuzun en keyifli anları bilgisayar ve Atari oyunları ile geçtiyse bu belgeseli de izleme listenize almalısınız. Indie Game: The Movie hayallerini gerçekleştirmek için milyonlarca dolarlık oyun firmalarında çalışmaktansa tek başına ya da 2-3 kişilik mini bir kadro ile kendi bağımsız oyunlarını yaratmaya çabalayan 3 oyunun yapımcı ve tasarımcılarını ele alıyor. Oyunlar da birçoğumuzun zaten aşina olduğu oyunlar: Super Meat Boy, Fez ve Braid.

Belgeselin bizlere en çok anlatmak istediği şey; bağımsız oyun yapımcılarının her ne kadar özgür olsalar da oyunu bekleyen insanlara duydukları sorumluluktan dolayı üzerlerinde büyük bir psikolojik baskının oluştuğunu, bunun da insanı aynı büyük bir oyun firmasında çalışmak kadar etkilediği, belki de daha fazla gerginlik yarattığını ve tek başlarına olduklarından ne kadar zor süreçlerden geçtiklerini anlamamız. Karşımıza indie game dediğimiz bir bağımsız oyun çıkıyor ve bizler iyi kötü birçok eleştiride bulunuyor, çoğu zaman o oyunun ne zorluklarla yaratıldığını bilmeden oynuyor ve başka bir oyuna geçiyoruz. Fakat belgeseli izledikçe o kişilerin o oyunlarla ne anlatmak istediklerini, içinden geçenleri dinledikçe oyunlara bakış açınız da değişiyor.

Belgeselin amaçladığı bir diğer nokta da oyunların tanıtılması. Bunu yaparken de hayranları tarafından büyük merakla beklenen oyunları seçmişler. Özellikle Super Meat Boy ve Braid benim de hep duyduğum ve oynamak istediğim oyunlardı fakat Fez’i duysam da çok merak etmemiştim. İzlerken belgeselin farkında olmadan bir insanlar üzerinde olumsuz bir etkisinin de olabileceğini düşündüm. Mesela eminim ki bu belgeseli izleyen benim gibi birçok insan Fez’in yapımcısı Phil Fish’e gıcık olmuş ve belki de sırf gıcık olduğundan oyunu almayacaktır. Tabii ben izlerken önce gıcık oldum ve tipe bak dedim fakat sonradan oyunun bir suçu yok diyerek o kişiyi de anlamaya çalıştım. :))

Phil Fish ile ilgili beni rahatsız eden şey, Call of Duty, Halo tarzı oyunlar b**** oyunlar ve ben öyle oyunlar yapmam demesiydi. Bir oyunu beğenmeyebilirsin, saçma bulabilirsin ama arkasında yüzlerce insanın emek vererek çalıştığı, binlerce insanın keyifle oynadığı, oldukça iyi satış rakamlarına sahip oyunları kötüleyerek kendini yüceltemez tam tersi düşürür ve insanların sana gıcık olmasına neden olursun. Hatta öyle gıcık olurlar ki hacker’lar tüm kişisel ve finansal bilgilerini ortaya çıkarır oyun şirketini ve oyununu satmak zorunda kalırsın. Üzücü ama gerçek ilgilenenler buraya bakabilir.  Bana söylediği şey biraz kıskançlık gibi geldi belki de hiç yapamacağı oyunlar olduğundandır diye düşündüm çünkü Fez’in tarzı bambaşka  2D puzzle platfrom bir oyun ve bir eleştiriyi küfür etmeden de ifade edebilirsin.

A bu arada bu yazıyı da şu an Call of Duty WWII özel betasının çıktığı zaman yazıyorum ve oyun çok güzel duruyor. Kasım’da geldiğinde kesinlikle oynayacağım 🙂 Neyse COD’u bir kenara bırakalım Fez’e geri dönelim. Phil Fish kendine has bir yapısı ve kavgacı kimliği ile öne çıksa da oyunu Fez’in bunda cidden hiçbir suçu yok ve keyifle oynanacak bir oyun gibi gözüküyor. O yüzden eğer benim gibi oynamadıysanız ve belgeselde gıcık olursanız yine de bir şans verin. Zaten oyun da satılmış paranız ona gitmez 😀

Braid Game

Belgesel ile çok da fazla ayrıntı vermek istemiyorum ama en sevdiğimi söylemeden geçmeyeceğim tabii ki Super Meat Boy. Super Meat Boy hem oyunu hem de yapımcıları ile benim kalbimde ayrı bir yer edindi özellikle de Edmund’un anlatış tarzı, çocukluğundan alıntılar ve samimiyetini kendime yakın buldum. Braid ise müzikleri ve tasarımıyla sanatsal bir oyun ve kesinlikle oynanmayı hak ediyor. Ben de bu aralar her ikisini de oynuyorum ama sanırım Super Meat Boy daha hızlı bitecek ☺ İzleyenlerin yorumlarını bekliyor, henüz izlemeyenler için de keyifli seyirler diliyorum!

 

 

You Might Also Like

Daha önce yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapmak ister misiniz?

Bir yorum yazın: